Maniyerizm

3-maniyerizm

Batı’da sanat yazılarında «maniyerizm» sözcüğü l792’ye kadar yer almıyordu; ilk olarak bu tarihte. Luigi Lanzi’nin yazmış olduğu “Resmin Tarihi” (Storia pittorica  d’Italia) başlıklı kitapta kullanıldı. Lanzi’ye göre,İtalya’da Roma’nın yağmalandığı tarih olan 1527’den Carracci ailesinin1580 dolaylarında başlattığı klasik yenilenmeye kadar uzanan bu dönem,çöküşten başka bir şey değildir. Aynı görüş XVI. yy başından Rönesans ustalarının ideal güzel anlayışı ile ilgili ilkelerden uzaklaşan ressamları toptan reddeden ilk kuramcılar olan Roland Belloritarafından ortaya konduğundan, geçmişi yüzyıldan da önceye dayanır.1660 dolaylarında, uyum, ideal ile yumuşatılmış bir natüralizm veanlatımda berraklıktan oluşan bu sanat ile doğanın değil de ustalarıntaklit edilmesine dayalı arayışlar içindeki daha sonraki kuşaklarınsapkınlığı arasında bir karşıtlık doğdu (söz konusu arayışlar yapaynitelikli, üslubun gerekliklerinden uzak olduğu kadar sıradan gerçeğebenzerlikten de yoksundur). Biraz şematik nitelikte olan bu antitezin, maniyerizmin gerçek amacını ve özgün üslup özelliklerinigölgelemesinin sona ermesi için XIX. yy sonlarını beklemek gerekti.Aşağılayıcı anlamını yitiren sözcük, bundan böyle, ülkelere göre yaklaşık 1520’den 1580’e veya 1610’a kadar uzanan, ardı arkası kesilmez politik çatışmalar ve dini bölünmelerin egemen olduğu ama aynı zaman da saray uygarlığının da gelişme gösterdiği bir dönem boyunca bütün biçimleriyle Avrupa sanatı için kullanılacaktır.

Maniyerizmintemel özellikleri kuşkusuz, en iyi biçimde ilk olarak ortaya çıkmışolduğu İtalyan resminde fark edilmiştir. Eskiden bu akıma karşıçıkanlar, maniyerizm özellikleri taşıyan tablolarda benzetmelerin aşırıölçüde kullanımına dikkat çekmiştir; bu durum sonuçta sadece kendikendisiyle beslenen bir sanatın belirtisidir. Günümüzde söz konusumimetizmin nedenleri yolları çok daha iyi incelenmektedir. 1515dolaylarında olgunluk dönemlerine ulaşmış olan sanatçılar için —Sistinaşapelinin tavan ve Vatikan’ın freskli odaları tamamlanmak üzereydi—Michelagelo ve Raffaello, iki büyük örnek oluşturuyordu.

Rönesansideali bakımından Michelangelo’nun anlatımsal nitelikli sanatı aslındatehlikeli bir örnek sayılırdı; çünkü yeni araştırmaları kışkırtacaközellikteydi. Onun insan bedenini işleme saplantısı, anatomiyi özgürceyorumlaması, güçlü oylumlar yaratan çizgisi, perspektif eksenlerininsayısını artırarak dinamikleştirdiği mekan anlayışı, çarpıcı renklereolan merakı, klasik uyum anlayışı ile hiç uyuşmaz.

Maniyerizmressam ve mimar Giulio Romano’dan yine ressam ve mimar PellegrinoSibaldi’ye kadar geniş bir yelpazede kendini manevi huzurdan kaçma,biçimlerdeki dengeyi bozma çabasında buldu. Raffaello’nun sanatındakiincelikse Parmigiano, Primatice ve Bronzino’yla yapaylığın doruknoktasına ulaştırıldı. Michelangelo ve Raffaelllo’nun yanı sıraLeonardo da Vinci ve Correggio da genç ressamlara, 1520 dolaylarındaortak bir dil oluşturan biçimsel ilkeleri figürler repertuvarı sundu;bu öyle bir dildi ki özgürce alıntılanabiliyor ve şaşırtıcı bir biçimdeyorumlanabiliyordu.

Alaycı,cilveli veya ciddi olabilen maniyerizm, özü gereği gerçekten de biroyun gibidir. Kuralların tümüyle ortadan kaldırılmasını değil onlarınserbestçe evrilip çevrilemesini önerir. Israrla büyük ustalarabaşvurulurken daima bir takım ince sadakatsizlikler de uygulanır.Hiçbir zaman nedensiz olmayan bu biçimsel artırma olgusu, birkapalılık, bir anlaşılmazlık isteğinin belirtisinden başka bir şeydeğildir. Maniyerist bir tabloda, anlamın apaçık olması istenmez —oysaRönesans sanatının amacı budur—daha karmaşık bir anlamlar yığılmasıhedeflenir.

İtalya’dan Avrupa’ya
Yeniyeni ortaya çıkmakta olan maniyerizm Roma’da en yararcı kişiliğiniGiulis Romano’da buldu. Raffaello’nun çalışma arkadaşı olan GiulioRomano, büyük ustanın, yeni bir anlatımcılığın kendini gösterdiği sonçalışmalarına geniş ölçüde katkıda bulundu. Frederico II. Gonzaga’nınTe sarayının yapımı ve dekorasyonu için kendisini sıkıştırması üzerinesanatçı 1523’te Mantova’ya yerleşti;  bu saray, hükümdarın zevklerini,erdemlerini ve tutkularını açıklayan ikonografi programınıngenişliğiyle olduğu kadar sorunlara getirilen biçimsel çözümlerinçeşitliliğiyle de maniyerizmin en eksiksiz kanıtlarından biri sayılır.

Tesarayının dekoru, Michelangelo’nun ürkünçlüğü gibi yoğun cinsellik doluincelikler sergiler. Ressam Devler Salonu’nda, Olimpos’taki tanrılarameydan okumaya ret edenlerin düşüşünü ve ölümlerini canlandırmıştır.

Hiçkesintiye uğramadan duvardan ve tavanı kaplayan bu resimde, her yerkasları aşırı derecede gelişmiş insan bedenleriyle doludur; bu bedenlerdev kayalar altında ve alaycı bir havayla sarayın mimarisine göndermeyapan enkaz altında kıvranırlar, hatta ezilirler.

Maniyerizmin enbelirleyici deneyimleri Toscana’da yaşanır. Floransa’da Andrea delSarto’nun çalışmaları bunun ilk örneklerini oluşturur. Yine aynıortamda giderek donuk bir gariplik duygusu ve acı veren bir melankolihavası gelişir; bedenler uzarken uyumları şaşırtıcı bir görünümkazanır, yüzler bir endişeyle kararır ve bu özellik daha çokPontormo’nun çalışmasına egemen olmuştur; Pontormo, Andrei Sarto’nun enyetenekli ama kompozisyon ve psikolojik ortamdaki dengenin korunmasıaçısından onun çalışmalarına en az sadık kalan öğrencisidir.

1-maniyerizm

Pontormo’dadeğişken nüanslı renkler; mekanın düzenlenmesi, kişiler arasındakiilişkiler, bedenlerin eklemlerindeki kesinti gibi her şey gerçekliktenuzaklaşmışa benzer; titrek desen çoğu zama açıkça Dürer’denesinlenmiştir. Öte yandan Rosso’nun esin dünyasına da, acı veren birsıkıntı egemendir. Onun ünlü İsa’nın Çarmıhtan İndirilmesi (1525-1528)isteyerek kuru bir hava verdiği deseni, gölge-ışık oyunlarıyla daha dasertleşen kesitli kumaş kıvrımları ve bedenleriyle en derin, en koyuaçıya yaklaşır.

Görüldüğü gibi, maniyerizmin, döneminin dinisorunlarına,  hükümdarların uyguladıkları siyasete karşı ilgisiz kalmışolmasından kuşkulanmamak gerekir. Bununla birlikte karşı çıkışlarıgitgide daha sertleşmeleri karşısında Kilise de sanatçılarınçılgınlıklarını kabullenme konusunda daha az hoşgörülü davranma zorunda kalmıştır.

3-maniyerizm

İtalya’nınkuzeyinde, Correggio’nun yeteneğindeki zerafet Parmigiano’nun akıcı,bulanık üslubunda daha da keskinleşir. Onun eserlerinde en uç noktasınaulaştırılmış kadınsı incelik, cinsiyet farkları kadar dini ve dindışıtemaların ciddiliğini de umursamaz gibidir.

Venedik’te,maniyerizmin Tiziano ve Veronese’nin eserlerine olan etkisi sınırlıkaldı; buna karşılık Tintoretto, akımın en ateşli kolundan,Michelangelo’nun açtığı yoldan giderek yeni araştırmalara tam anlamıylakatıldı: mekanda bükülüp kıvrılmalar, abartılı kas yapısı, şiddetli verenk etkileri Tintoretto’nun o kendine özgü dramatik coşkusu, en çok dakutsal kitaplardaki kahramanlıkların işlenmesinde kendini gösterdi. 1530’dansonra maniyerizm İtalya sınırlarını geniş ölçüde aştı; İspanya’da ElGreco dini coşkuyu, Prag’a yerleşmiş olan Anvers’li BartholomeuaSpranger edebe aykırılığı doruk noktasına ulaştırdı.
ManiyerizmHollanda’da Haarlem ve Utrecht, Fransa’da Lorraine’de ve Nancy’de, 1600dolaylarında parlak bir son yaşadı. Fransa, Rosso ve Te sarayınınşantiyesinde yetişmiş olan Primaticcio gibi büyük İtalyansanatçılarının varlığıyla dikkat çekti. Fontainebleau okulu busanatçıların sarayda fresk ve yalancı mermeri bir arada kullanarakoluşturdukları dekorlarla hayat buldu. Böylece parlak bir geleceği olanbir süsleme diliyle zarif bir anatomi kurallar bütünü doğdu ve Fransızsanatı tarafından kısa sürede benimsenip özümsendi.

2-maniyerizm

 

Heykel ve mimari
Enderrastlanan istisnalar dışında maniyerizmin heykel anlayışında, heykel,içinde yer aldığı dekordan (çeşme, niş, bahçe, vb) ayrılamaz veya tamolarak onun bir parçasıdır (yalancı mermerler, alçak kabartmalar, vb).

heykelBu farklı alanlarda, Floransa özellikle ün kazandı. Michelangelo’nunmirasçıları her ne kadar hacimlerdeki anlamlı karşıtlıktanyararlanırlarsa da onun dinamik mekan duygusuna sahip değildirler.Bartolomeo Ammanati’nin eserleri de, Benvenuto Paris’te kaldığı dönemdePrimatice’yle yakınlığı sayesinde kurallarını genişleten Centile’nintitizlikle işlenmiş incelikleriyle karşılaştırıldığında kalıplaşmanıntuzağına düşmüş gibidir.

Bu alanda en çok üne kavuşan sanatçıRoma’da yetişmiş bir Flaman olan Jean de Bologne, kararsız durumlardayakalanmış, uzun gövdeli figürler kadar çizgilerdeki karşıtlık veeğilip bükülme oyunlarıyla hareketlilik kazandırılmış gruplar halindekigüçlü kuvvetli bedenler yaratmakta da çok usta bir sanatçıydı. Mekanaalabildiğine ve aniden sahip olma tekniğiyse barok sanatın o çılgıncaatılganlığını hazırladı. Çok etkili bir usta olan Jean de Bologne pekaz sanatçı gibi, XVI. yy sonunda maniyerizmin Avrupa’da yayılmasınakatkıda bulundu; Almanya’da (Hubert Gerhard), Prag’da da Adnan De VriesII. Rudolf’un sarayında eserler verdiler.

I. François’nınhükümdarlığı döneminde çok sayıda İtalyan sanatçının Fransa’yagitmesiyle o sıralar heykel sanatının Gotik geleneklerle olan bağlarıkoptu. Jean Goujon,  Il Rosso ve Parmigiano’nun etkisiyle akıcı birmekana uçucu kumaşlara sarınmış zarif figürler yerleştirdi. GermainPilon’un üslubu biraz daha farklıdır; daha kesin olmakla birlikte, buüslup şıklıktan yoksun değildi.

 
 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

© 2014 SANAT Penceresi | Design Theme by: D5 Creation | Powered by: WordPress